Sinir sistemi teorisi

Kronik ağrının çoğu vakasında, gangliyonların (duyu sinirlerinin başlangıç noktaları), sinir liflerinin membran potansiyellerindeki, iletimde değişikliklere sebep olan değişiklikler ile otonom sinir sistemindeki değişiklikler ile ilişkilidir. 

Anormal sinyaller, spinal kanalda aşağı ve yukarı doğru etkiye sahip olabilecek olan, spinal kanaldaki kapı mekanizmasını ele geçirebilir.  Etki, spinal kanal düzeyinde kontrol ve seçim mekanizmalarında başarısızlık ile bir elektriksel kaos durumudur. Anormal sinirsel sinyaller beyne taşınır, merkezi ve otonom sinir sistemlerinde ve hormon sisteminde kargaşaya sebep olur. Bu merkezi değişiklikler sırasıyla, periferdeki orijinal değişikliklerin devamlılığını hızlandırır ve tehlikeli bir döngü oluşturur.

 Nöral terapi bu döngüyü kırmaya teşebbüs eder. Nöral terapide ilk basamak, otonom sinir sistemine orijinal anormal sinyali veren yapı olan primer lezyonu bulmaktır. Bu yapıya odak adı verilir. Sık sık, odak bir hasar bölgesidir, muhtemelen bir skar, veya henüz belirlenememiş bir diş absesi gibi klinik olarak belirgin olmayan bir hastalıktır. Her hangi bir akut hastalık, görülen iyileşme olsa da, etkilenen organı bir odak olarak bırakabilir Örneğin bir akut üst solunum yolu enfeksiyonu sinüsleri, etkilenen insanda kronik hastalık oluşturan bir uzun dönem odağı olarak bırakabilir. Bir sinüs odağı, kronik şiddetli boyun ağrısı, migren baş ağrıları, kronik yorgunluk, gibi çeşitli semptomlardan sık sık sorumlu olabilir.

 Fasyal devamlılık teorisi 

Vücutta, her bir kası saran ve belirli kas gruplarını ayıran fasyanın (bağ dokusu) birbiriyle bağlantılı ve sürekli olduğu gösterilmiştir,  ve bir organ gibi kabul edilebilir. Örneğin, ayak fasyası ve beynin ghe sınırı arasında bir devamlılık vardır. her hangi bir yapışıklık veya skar, fasyada bir gerginlik oluşturarak etkiler. Gerginlik, skar veya yapışıklık bölgesinden uzak bölgelerde de faysal sistem boyunca düzensizlik meydana getirecektir. Sıklıkla kullanılan bir benzetme, mükemmel bir düzgünlükte serilmiş bir yatak çarşafdır. Eğer birisi, yatak çarşafını iki parmağıyla sadece bir inç kadar kaldırırsa, çarşafın çevresine doğru yayılan kırışıklıklar olacaktır. Böylece, bir apendektomi skarının sırt kasları ve sakroiliak eklemlerin ligamentleri ile devam eden karın kaslarının fasyasında çekime sebep olabileceğini anlamak kolaydır. Skar böylece, sakroiliak eklemde yer değiştirmeye sebep olabilir

 Temel sistemi teorisi  

Bu teori çoğu nöral terapist tarafından kabul edilmektedir, fakat buna rağmen hala genel olarak çok az anlaşılabilmiştir. Bu hücre dışı boşluk anlayışına yeni bir bakış açısından söz eder. Fasya gibi hücre dışı madde de tüm vücut boyunca bağlantılıdır. Mikroskopik düzeyde, fibroblast denen hücreler, otonomik sinir sonlanmaları, kapillerler ve lenf kanallarından, aynı zamanda, fibroblastlar tarafından üretilen hücre dışı boşluğu dolduran, glikoprotein ve proteoglikanlardan meydana gelmektedir. Bu taban sisteminin, belirli kimyasal ve fiziksel özellikleri vardır: elektrik iletkenliği, iyonik ve ozmotik özellikler.

Temel sistemdeki değişiklikler aniden ve eş zamanlı gerçekleşebilir, ve bütün vücudu etkiler. Bu etkiler ancak, bir sıvı kristal matriks modeli kullanılarak fizik ile açıklanabilir. Sıvı kristal değişik fazlarda değişik karakteristik özelliklerle birlikte bulunabilir. Bir sıvı kristal tabakası, bir fazda bulunur, burada mavi renktedir, buradaki bir başkası kırmızıdır, renk bunun elektriksel durumuna bağlı olarak belirlenir. Bu tabaka, bir inç veya bir mil uzunluğunda olabilir. Eğer deneyi yapan kişi, matrikse ait olan sıvı kristallerinin milyonlarcasının sadece bir tanesinin elektrik yükünü değiştirirse – doğru çevresel koşullar sağlandığında – aynı matriks içindeki bütün sıvı kristaller elektrik yüklerini hemen ve eş zamanlı olarak değiştireceklerdir, ve daha önceden kırmızı görünen matriks şimdi mavi görünmeye başlayacaktır.

 Hücre dışı boşluğun proteoglikanları ve glikoproteinlerinin tamamen bir sıvı kristal gibi davrandıkları gösterilmiştir. Sistemin küçük bir parçasına müdahale edilmesi ile, yukarda belirtilen özelliklerin değişmesi ile bütün taban sistemi üzerinde dramatik bir etki olabilir. Eğer birisi, kronik ağrı veya hastalık zamanında (örneğin koroner arterlerin spazmlarına bağlı kronik göğüs ağrıları) sistemin muhtemel bir fazına bakabilse, ve klinisyen tarafından sistemin uygun bir müdahalesi yapılırsa (örneğin nöral terapide sık sık kalple ilgili problemlere yol açtığı bilinen bir yirmi yaş dişinin çekilmesi) sistemde bir faz değişikliği, diş çekimi anında meydana gelir ve göğüs ağrısı derhal ve kalıcı olarak ortadan kalkar.  

Lenfatik sistem teorisi 

Erken 1970lerdeki deneyler bir lenf noduna veya bir lenfatik kanala novokain enjeksiyonunun lenfatik kanalın dramatik genişlemesine yol açtığını ve o kanaldan lenfatik sıvı akımının hızında dramatik bir artış olduğunu göstermiştir. Vücudun belirli bölgelerinde lenfatik kanallar spazm içinde olabilir, kanallarından iletime izin vermezler, ve bu, uzun süreler için kalıcı olabilir. Etkilenen lenf noduna lokal anestetik enjeksiyonundan sonra, lenfatik sistem çoğunlukla hemen normal aktivitesini geri kazanır.

 Tonsil dokusuna bir lokal anestetiğin enjeksiyonu kronik migren başağrılarını rahatlatır ve sonuçlar genellikle uzun sürelidir.Birisi, lenfatik sistemin blokajının migrenin sebebi olacağını hayal edebilir (beyin veya beyin zarlarındaki toksinlern birikimine bağlı olarak). Normal lenfatik drenajın yeniden kurulması ile beyin detoksifiye edilir ve baş ağıları kaybolur

Facebook IconYouTube Icon